ErbayKÜCET

Erbay Kücet'ten: Angaranın Bağlarında Üzüm Var

Angara’nın Bağlarında Üzüm var Eylen Gözel Sana Bir Çift Sözüm Var Ankara, 1071 Malazgirt Zaferi’ni takip eden yıllardan itibaren Türklerin hakimiyetine girmiş; Danişmentliler’in, Anadolu Selçukluları’nın ve Osmanlılar’ın hakimiyetleri sırasında önceleri Büyük Anadolu Eyaleti’ne, sonraları eyalet içinde bir sancağa merkez olmuştur. Bugün modern bir başkent olan Ankara’nın balı, armudu, keçisi, çiğdemi ve kedisi ün salmış şehir 13 Ekim 1923 tarihinde kabul edilen bir kanunla Devlet Merkezi olmuştur. Gittikleri yerlerde kendi kültürlerini koruyan ve geliştiren Oğuz Türkleri, yerleştikleri Ankara ve çevresinde adet, gelenek ve görenekleri yaşatmışlardır. Bu geleneklerden biri de ‘Seğmenlik Geleneği’dir. Bugün seğmenlik geleneği Ankara’da birkaç vakıf- dernek çatısı altında folklorik olarak yürütülmektedir. Efe; mert, cesur, kahraman ve cengaver insan anlamına gelmektedir. Efeler fenalıktan kaçınan, iyiliği ve yardımı seven, kahraman, gözü pek, mert ve fedakâr insanlardır. Bu karakterleriyle çevrelerinde saygınlık kazandıklarından eskiden yeni yetişen çocukları efelere teslim ederlermiş. Efeler bu küçük delikanlıların kötü yerlere alışmalarını önler; terbiyelerine, tutum ve davranışlarına dikkat ederler, onları büyüğünü sayan, küçüğünü koruyan, vatanına ve milletine yararlı insanlar olmaları için özen gösterirlermiş. Efeler arasında kendisini en fazla sevdirip saydıranlar “ Efe Başı” seçilirmiş. Efe başları, efeleri düzenler ve idare ederler, 15-16 yaşındaki delikanlı efelere de “ Yeni Yitme” denir. Ankara uzun tarihi geçmişi içinde kendine has gelenekleri, sosyal düzeni ve folkloru ile, Anadolu’nun sönmeyen bağımsızlık ve özgürlük ateşini taşıyan insanların kentidir. Başkent olduktan sonra yeni baştan imar edilerek, kültür ve sanat kurumları ile donatılmış olan Ankara yalnız bir il, bölgesel bir merkez ve başkent değil, aynı zamanda cumhuriyetin sembolü ve ülkenin geleceğinin simgesidir. İnsanımızın, milli mücadeleyi ve cumhuriyeti tanıyabilmesi için Ankara’yı her yönüyle bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bugün örf, adet, ananeleriyle, tarihin derinlik ve karanlıklarına gömülüp giden bir şehir haline gelen Ankara maalesef her geçen gün varlığından, eskiliğinden bir parçası kopup, örfü, adeti, halkiyatı kaybolup, tükenip giden bir şehir olmuştur. Evliya Çelebi “ Ankara ahalisi ankameşrep ve mesrur, hüsn’ü ahlak sahibi, garip dostudur, hayrat ve bereketi çok, nimetleri firevandır. Ankara ahalisinin an’analeri samur ferace; ulema, serapa sof ferace giyerler. Kadınları rengarenk sof ferace giyip gayet müeddibane gezerler. Dilberleri cihan narha, memduh’u alemdir.” diye Ankaralıları tanımlamıştır. Her ritmi, her figürü ayrı bir anlam ve özellik taşıyan, insanımızın düşünce, duygu ve heyecanını yansıtan halk oyunlarımız Anadolu’muzda çok çeşitlilik göstermektedir. Ankara, coğrafi konumu itibariyle Anadolu’nun doğusu ile batısı arasında bir geçiş bölgesidir. Bu özelliği sebebiyle çevre illerin halk oyunlarının özelliklerine sahip olduğu ve etkisi altında kalabileceği düşünülebilir. Ancak Ankara merkez oyunları ile ilgili yapılan araştırmalar sonucunda, oyunlarda hem oynanış biçimi, hem de figür bakımından belirgin benzerliklerin bulunmadığını ortaya koymuştur. Ankara ilçe ve köyleri ise çevre illerin etkisinde kalmıştır. Beypazarı, Ayaş, Nallıhan dolaylarında oyunlar kaval eşliğinde ve kaşıkla karşılıklı iki düz sıra biçiminde oynanmaktadır. Haymana, Bala, Çubuk, Kalecik, Kızılcahamam ve Şereflikoçhisar çevresinde ise ağırlama, yelleme, helleme, yeldirme, hoplatma gibi bölümleri olan ve halay adını verdiğimiz oyunlar görülmektedir. Bu bakımdan Ankara il merkezi halk oyunları, ilçe ve köylerinin oyunlarına benzemez. Ankara oyunlarını zeybekler ve düz oyunlar olarak görebiliriz: Ankara halk oyunları içinde en önemli yeri Zeybek oyunları almaktadır. Daire biçiminde ve eller tutulmadan en az iki kişi tarafından oynanır, yerin durumuna göre çok kişi ile de oynanabilir. Ancak üç ve üçün katlarından oluşan ve halk arasında üçlü sacayağı tabir edilen şekil en yaygın olanıdır. Ağır, heybetli bir karaktere sahip olan ve mertlik, yiğitlik ifade eden Ankara Zeybek oyunlarının sacayağı biçiminde oynanmasına özen gösterilir. Millî ve dinî bayramlarda, düğünlerde oynanan düz oyunlardan sonra ve yine Ankara’da özellik gösteren muhabbet geleneği olarak bilinen toplantıların sonunda zeybek oyunlarından biri mutlaka oynanır. Zeybek oyunları arasında Ankara Zeybeği, Seğmen Zeybeği, Mendil Zeybeği, Alim Zeybeği, Karaşar Zeybeği, Misket Zeybeği ve Yağcı Zeybeği’ni sayabiliriz. Zeybek oyunları bağlama ile oynanır, oyuncular ellerinde mendil, kaşık, sopa gibi herhangi bir araç bulundurmazlar. Yalnız Seğmen Zeybeğinde oyuncuların elinde kılıç bulunur. Şayet oyun dışarıda ise davul zurna eşliğinde oynanır. Düz oyunlar ise zeybeklere göre daha hareketli ve kıvraktır. Figürler ise zeybeklerde olduğu gibi, el, kol ve ayak hareketlerinde toplanmıştır. Düz oyunlarda eller kaldırıldığında dirsekler omuz hizasına gelmelidir. Baş dik, göğüs ileridedir. Omuzlar sallanmaz, vücut titremez, çökme hareketi bulunmaz. Oyuncular kendi ekseni etrafında soldan sağa doğru dönerler. Oyunlar daire biçiminde oynandığı gibi karşılıklı iki düz sıra biçiminde de oynanır. Yalnız Hüdayda ve Çarşamba oyunlarının ikişer gruplar halinde oynanması gerekir. Yalnız erkekler tarafından oynanan Ankara düz oyunları arasında Hüdayda, Çarşamba, Misket, Yandım Şeker, Mor koyun, Name Gelin, Ankara Koşması, Yıldız ve Atım Arap en çok bilinenleridir. Ellerde, zeybek oyunlarında olduğu gibi herhangi bir araç bulunmaz müziğin ritmine göre baş ve orta parmaklar şıkırdatılır. Oyuncular hiçbir zaman birbirlerine tutunmazlar. Bu oyunlarda sol kol arkada, sağ kol yukarıda başı geçmeyecek şekilde tutulur. Bazen iki kol da aşağı sarkıtılır. Oyunu idare edenlere Efe Başı, oynayanlara da Seğmen denir. Ankara halk oyunları yalnız erkekler tarafından oynanır. Kadın ve erkekler birlikte oynamazlar.